Asya Pasifik bölgesi, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana küresel siyasetin en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu bölge, dünya nüfusunun ve ekonomik gücünün büyük bir kısmını barındırmasının yanı sıra, büyük güçler arasındaki rekabet ve iş birliğinin de yoğunlaştığı bir coğrafyadır. ABD, Çin ve Japonya gibi büyük aktörlerin çıkarlarının kesiştiği Asya Pasifik’te stratejik dengeler sürekli olarak şekillenmektedir. Bu raporda, Asya Pasifik’te büyük güçlerin etkileşimleri ve bunun bölgesel kurumlar, ekonomik dinamikler ve güvenlik politikaları üzerindeki etkileri incelenecek; gelecekte ortaya çıkabilecek olası gelişmeler değerlendirilecektir.
Büyük Güçlerin Etkileri ve Stratejik Dengeler
ABD’nin Asya Pasifik’teki Rolü
ABD, II. Dünya Savaşı sonrasında Asya Pasifik’te kurduğu ittifaklar ve askeri varlığıyla bölgesel güvenliğin başlıca garantörlerinden biri olmuştur. Washington, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Filipinler gibi ülkelerle “hub-and-spoke” (merkez-çevre) ittifak sistemi tesis ederek Sovyet tehdidine karşı bir güvenlik mimarisi oluşturmuştur. Soğuk Savaş sonrasında da ABD, bölgedeki varlığını sürdürerek güç dengelerinin kendi lehine ve istikrara uygun şekilde kalmasını hedeflemiştir. Özellikle 2011 yılında ilan edilen “Asya’ya dönüş” (pivot to Asia) stratejisi ile ABD, diplomatik, ekonomik ve askeri kaynaklarını Asya Pasifik’e yönlendireceğini açıkça ortaya koymuştur. Nitekim Başkan Barack Obama Avustralya Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada “Amerika Birleşik Devletleri bir Pasifik gücüdür ve burada kalıcıyız” ifadesini kullanarak ABD’nin bölgeye uzun vadeli taahhüdünü vurgulamıştır (Radio Free Europe/Radio Liberty, 2011). Bu kararlılık, ABD’nin müttefikleriyle birlikte bölgesel güvenliği sağlamaya ve olası tehditleri caydırmaya yönelik politikasının devamı niteliğindedir.
Çin’in Yükselişi ve Bölgedeki Etkisi
Çin, son birkaç onyılda gösterdiği ekonomik büyüme ve askeri modernizasyon ile Asya Pasifik’te dengeleri değiştiren bir aktör olarak öne çıkmıştır. 1980’lerden itibaren uygulanan reformlar ve dışa açılma politikaları sayesinde Çin ekonomisi yılda ortalama çift haneli oranlarda büyüyerek bölgenin üretim ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Bu yükseliş, 21. yüzyılın en önemli bölgesel güvenlik konularından biri olarak görülmektedir; zira Çin ile ABD arasında bölgede liderlik mücadelesinin ortaya çıkma olasılığı tartışılmaktadır (East-West Center, 2000). Çin, artan ekonomik gücünü siyasi ve askeri nüfuzunu artırmak için de kullanmaktadır. Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik iddiaları, Tayvan ile yaşanan gerginlikler ve bölge ülkelerine yönelik ekonomik nüfuz politikaları, Pekin’in yükselen güç statüsünün somut yansımalarıdır. Bu durum, komşu ülkeleri ve ABD’yi Çin’in bölgedeki niyetleri konusunda dikkatli davranmaya itmekte, zaman zaman bölgesel gerilimlere yol açmaktadır. Öte yandan Çin, resmi söyleminde “barışçıl yükseliş” vurgusu yaparak bölgesel istikrarı bozma niyetinde olmadığını belirtmektedir. Ancak savunma bütçesindeki sürekli artış ve donanma gücünün hızlı gelişimi, diğer büyük güçlerin stratejilerini Çin’i dengelemek yönünde güncellemelerine sebep olmaktadır.
Japonya’nın Bölgedeki Politikası
Japonya, Asya Pasifik’te hem ekonomik hem de siyasi açıdan önemli bir güçtür. Soğuk Savaş sonrasında Tokyo, anayasasındaki barışçıl güvenlik politikasına bağlı kalmakla birlikte bölgesel güvenlik konularında daha aktif bir rol üstlenmeye başlamıştır. 1997 yılında ABD-Japonya Savunma İşbirliği Kılavuzlarının güncellenmesiyle Japonya’nın bölge dışı krizlerde ABD’ye lojistik destek sağlamasının önü açılmıştır. Bu adım, Çin’in yükselişi ve Kuzey Kore tehdidi karşısında Japonya’nın güvenlik sorumluluklarını genişletme isteğini göstermektedir. Öte yandan Japonya, geleneksel olarak ekonomik gücünü diplomatik nüfuz aracı olarak kullanmıştır. Nitekim 1990’larda Japonya dünyanın en büyük dış yardım (ODA) sağlayıcısı haline gelmiş; 1998 yılında 8,6 milyar dolarlık ikili yardım ile ABD’yi geride bırakarak özellikle Asya ülkelerinin kalkınmasına katkı sağlamıştır (Denker, 1999). Bölge ülkeleriyle ticari ve teknolojik iş birliğini derinleştiren Tokyo, ASEAN üyelerine ve diğer gelişmekte olan ülkelere kalkınma yardımları sunarak yumuşak gücünü artırmıştır. Bununla beraber Japonya, bölgesel çok taraflı girişimlere de temkinli yaklaşmıştır. 1990’larda Malezya liderliğinde önerilen Doğu Asya Ekonomik Caucus (EAEC) gibi sadece Asyalı ülkeleri içeren oluşumlara mesafeli durmuş; ABD’nin katılmadığı bir ekonomik blokta lider rolü üstlenmenin ittifak ilişkileri açısından sakıncalı olabileceğini değerlendirmiştir (Söylemez, 1998). Sonuç olarak Japonya, ABD ile yakın ittifakını sürdürürken bölgedeki statükoyu destekleyen ve çok taraflı iş birliğine seçici biçimde dâhil olan bir politika izlemektedir.
Bölgesel Kurumlar ve ASEAN’ın Rolü
Soğuk Savaş sonrasında Asya Pasifik’te bölgesel iş birliğini kurumsallaştırma çabaları artmıştır. Bu bağlamda Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), bölgesel düzenin önemli bir aktörü olarak öne çıkmaktadır.
Kaynakça
Denker, M. S. (1999). 2000’li Yıllarda Asya Pasifik Bölgesinde Büyük Güç Etkileşimi ve Bazı Mümkün Gelişmeler. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 4(4).
East-West Center. (2000). Asia Pacific Security Outlook 2000. East-West Center.
Radio Free Europe/Radio Liberty. (2011, Kasım 17). Obama: U.S. ‘Here To Stay’ As Pacific Power. https://www.rferl.org/a/obama_us_here_to_stay_as_pacific_power/24392967.html
Söylemez, M. (1998). Japonya’nın Asya-Pasifik Bölgesindeki Rolü ve Bölgesel İşbirliği. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 53(1), 215-230.
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (t.y.). Asya-Pasifik Ülkeleri İle İlişkiler. https://www.mfa.gov.tr/dogu-asya-ve-pasifik-ulkeleri-ile-iliskiler.tr.mfa